Fıkıh

Akaid

Gönül Deryası

Nefs Makamları

Çarşamba, 12 Ocak 2011 20:53
Yazdır PDF

Nefsin birinci makâmı, Nefs-i Emmâredir. Emmâre nefse girmeden önce, mânevi seyr, ruh ve nefsi müstakil olarak görelim. Nefsi terbiye mümkün mü? Âyet-i Kerîme ve Hadislerde nefs anlatılıyor mu? Bu sorulara cevap arayalım. Bilâhare nefsin yedi derecesinden bahsedelim.

Nefsin muhtelif türleri ve dereceleri olduğu gibi, mutmainne nefse gelinceye kadar ulaşılacak, daha sonra da geçilecek makamlar vardır. Nefs, mânevi ve nefsî olmak üzere ikiye ayrılır. Mânevi yolculuk yedi esasta ele alınır. Nefsin de başlıca yedi derecesi vardır.

Önce mânevi yolculuğu (seyri) kısaca görelim, bilâhare mufassal olarak ele alalım. Tasavvuf ıstılâhında bu mânevi dereceler şöyle sıralanmaktadır: Es seyr ilallah, Es seyr alâllah, Es seyr billah, Es seyr anillah, Es seyr fillah, Es seyr maallah, Es seyr lillah....

Nefs nedir? Nefs: Can, benlik, öz, ruh, aşağı duygular demektir ve bu lugat mânâsıdır. Tasavvuf ıstılahında nefs: Kulun kötü huyları ve çirkin vasıfları, kötü his ve huyların mahâlli olan lâtife, cism-i lâtif(13) demektir. Bu mânâdaki nefs kişinin en büyük düşmanı olduğundan onu ezmek, kırmak için mücâhede gerekir, riyâzat yapılır. Nefs öldürülmez zincirlenir denilmiştir. Buna nefs-i emmâre ve nefs-i şehvânî denir14.

Tasavvufta, insanda dört türlü nefsin varlığı kabul edilir.

Nefs-i tabî-i: İnsan vücûdunun parçalarını bir arada muhafaza eden ve birbirinden ayrılmasına mâni olan kuvvet.

Nefs-i nebâti: İnsanın bedenen büyümesi, beslenmesi ve gelişmesini temin eden kuvvet.

Nefs-i hayvâni: İnsanın irâdesiyle his ve hareket etmesini sağlayan bir kuvvettir. Zâhiri ve bâtınî bütün duyu organlarının hepsi bu kuvvetin hizmetkârları durumundadır. Görme, işitme, tatma v.b. gibi.

Nefs-i insânî: Nefs-i nâtıka, rûh ve madde terkibinden meydana gelen mücerred bir cevherdir. Bedende esas hâkim olan güç insânî nefs, hayvânî nefs'in destek ve yardımı ile vücûdun uzuvları üzerinde tasarruf eder. İnsânî ruh da denilen nefs-i insânî, hayvânî nefse gâlip olduğu müddetçe insan, kemâl sahibi olur. Gerek ihtiyâri; "ölümden evvel ölmek" gerekse ızdırâri ölümün vukûu ile, insânî nefs ile hayvânî nefs arasındaki ilgi tamamen kopup ayrılmış olur.15 İlk üç sırada verilen nefsin, zikrullah ile yıkanarak yok edilmesi ve kötülüğü emredici karakterinin kırılması gerekir. İnsandaki, yedi uzva nisbetle yedi makam olarak kabul edilen nefsin diğer mânevi açıdan derecelendirilmesi ise: Emmâre, levvâme, mülhime, mutmainne, râdiyye, mardiyye ve kâmile (sâfiyye) şeklindedir. Sıra ile, sadr, kalb, fuâd sırr, sırr-ı hafî, ahfâ ve hafâ-i mutlak mahâllerinde makam tutan bu nefs derecelerinin her birini bir ism-i şerif ile temizlemek ve terbiye etmek en esaslı ve yaygın olan usüldür.16 Esmâ-i Hüsnâ'dan, herhangi birini vird edinen ve bunu devamlı zikir hâlinde zihninden çıkarmayan sâlikte, bu esmânın kendine has tecellileri kendisini hissettirmeye başlar. Böylece, esmâ-i ilâhi'nin her biri, tesiri ile nefs'in mertebelerinden her birini kuşatarak tezkiye, tecliye ve terbiye eder. Nihâyet, nefs'in kademe kademe olgunlaşması temin edilmiş olur. Rûh'un bütün gücü ve gayreti ile saflaşarak, bulanıklıktan kurtulma çalışmalarına, yaratılışı gereği hile ve desiselerle karşı koymaya ve rûh'u yolundan caydırmaya çalışan nefs'in bu saptırıcılığından kurtulması için sâlike "Letâif-i Nefs ve Letâif-i Küll" zikirleri telkin ve târif edilir. (Bunların izâhı zikir bahsinde verilecektir).

Bir başka tasnifini, Bursalı Şeyh Ahmed Kisvedâr (r.a), risâlesinde şu şekilde izâh ediyor: İnsâni ruhda (izâfi ruh da deniliyor) kalbin yedi tabakası vardır. Her birinin de bir tavrı vardır.

Kalbin birinci tavrına "sadr" derler ki İslâm ondadır. "Allâh'ın sadrını İslam'a açtığı kimse..." (17)

İkinci tavrına "kalb" derler, o îmân mâdenidir. Yâni îmân ve hidâyet nûru onda parıldar. "Allah onların kalblerine imânı yazmış..." 18 Bu tavır aklın yeridir: "Onların düşünceleri akıledecekleri kalbleri olsun..."19 ve "Onların kalbleri vardır, fakat onunla bir şey anlamazlar."20

Üçüncü tavrına " Şeğâf: kalp zarı, kalb torbası" derler. Yâni muhabbet, aşk ve şevk nûru onda olur. " Sevgi onun kalbinin zarını yakmış..."21

Dördüncü tavrına "fuâd: gönül" derler, müşâhede nûru ondadır. Keşf ve rü'yet yeridir. "Gözüyle gördüğünü gönül yalanlamadı"22

Beşinci tavrına "Hubbu'l-kulûb: kalblerin sevgisi" derler, Allah muhabbeti onda olur.

Altıncı tavrına "Süveyda" derler ki o hikmet mâdenidir. Yâni, Ledün ilminin nûru orada olur ve ilâhi sırlar hazînesidir. Nice ilimler orada açılır ki melekler dahi onu bilmezler. İşte, "Şems'in zerrede; âlemin tanede gizli" olması mes'elesi bu makamda münkeşif olur ve sâlik nice harmanlara şâhid olur.

Yedinci tavrına "Kalbin sırrı" derler; o, nurların tecelli mâdenidir.

Nefs-i nâtıka (nefs-i insâni), tezkiye ile öyle bir hâle gelir ki arı duru olur.23

Şeyh Ahmed Sühreverdi (k.s) ve diğer bâzı mutasavvıfînin ittifak ettikleri husus şudur: "Gönüller ölmez", şöyle izah ederler: Emir âleminden Rabbâni bir emir ve Sübhâni bir sırdır ki maddesiz "kün-ol!" emrinden vücud bulmuş bir cevherdir. Hâdisdir, ancak cisim değildir, üzerine ölüm cârî olmaz ve fenâ bulmaz. İki dârın birinde ebedidir. Kur'ân-ı Kerimde delili şu âyettir:

"Allah yolunda öldürülmüş olanları ölü sanmayın. Onlar Rabbleri katında diridirler, rızıklandırılırlar ve Rablerinin kendilerine verdiklerinden sevinip ferahlanırlar."24

Birinci nefsten yedinci nefse doğru gelindikçe cismiyet, zulmâniyet, kesâfet azalırken derece derece rûhâniyet, nûrâniyet letâfet artar. Her nefsin bir âlemi, bir seyri, bir hâli, bir vâridi, bir mahâlli, bir müşâhedesi, bir ismi ve bir nûru (rengi) vardır.25

 

 

13 Kuşeyri Risâlesi; s.44

14 Gazzali; İhya, c.3, s.197

15 Tasavvuf Tarihi; M. Ali Aynî, s. 280

16 Risâle-i Etvâr-ı Seb'a vr. 39a

17 Zümer,22

18 Mücâdele,22

19 Hac,46

20 A'raf,179

21 Yûsuf,30

22 Necm,11

23 Huccetü'l İslâm, Şeyh-i Ekber

24 Al-i İmrân,169

25 S. Vicdânî, Tomar'dan; Halvetilik, 35

 

Güzideye Hoşgeldiniz

Güzide ailesi olarak sizleri inancımıza uygun dünya standartlarını oluşturmaya, keşifler yapmaya, faydalı ilme, eğitime, hayırda sınırlarınızı ahiretiniz için hazırlık olsun diye zorlamaya, birlikte güzeli, doğruyu, adili, faydalıyı örnek ve hakim kılmak istiyoruz.